Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda Rojava'ya yönelik saldırılar gündemin en sert başlıklarından biri oldu. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Yeni Yol Grubu milletvekilleri, HTŞ, DAİŞ ve Türkiye'nin desteklediğini öne sürdükleri paramiliter yapıların Suriye'nin kuzeyinde yürüttüğü saldırılara karşı iktidarı sert sözlerle eleştirdi. Muhalefet temsilcileri, bu politikaların yalnızca Suriye'deki halkları değil, Türkiye'nin iç barışını ve güvenliğini de doğrudan tehdit ettiğini vurguladı.
DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, yaptığı konuşmada HTŞ'nin ideolojik ve pratik olarak DAİŞ'in devamı olduğunu belirterek, özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik işlenen ağır suçlara dikkat çekti. Koca, işgal edilen kentlerde kadınların sistematik biçimde kaçırıldığını, cinsel saldırıya uğradığını, işkence gördüğünü ve internet ortamında satışa çıkarıldığını ifade etti.
HTŞ eliyle yayımlanan fetvalara işaret eden Koca, bu fetvalarda Alevi ve Dürzi kadınların hedef alındığını, kadınların savaş ganimeti olarak görüldüğünü söyledi. "Kadınlara yönelik bu vahşeti anlatırken bir kadın olarak tüylerim diken diken oluyor" diyen Koca, yaşananların açık bir insanlık suçu olduğunu vurguladı.
Perihan Koca, saldırıların yalnızca Kürtlere değil; Araplara, Dürzilere, Alevilere ve Hristiyanlara yönelik çok yönlü bir şiddet politikası içerdiğini belirtti. "Oluk oluk akan Kürt kanı kadar Arap, Alevi, Dürzi ve Hristiyan kanı da vardır" diyen Koca, Suriye'de halklara soykırım dayatıldığını savundu.
DAİŞ'in Êzidî kadınlara yönelik suçlarını hatırlatan Koca, bugün benzer uygulamaların HTŞ eliyle sürdürüldüğünü ifade ederek, Türkiye'nin bu yapılarla kurduğu ilişkilere sert tepki gösterdi. Koca, HTŞ'nin DAİŞ mensuplarını serbest bıraktığını belirterek, bu durumun bölge ve dünya açısından ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu dile getirdi.
"Resmen bir canlı bombanın üzerinde oturuyoruz" diyen Koca, IŞİD ve HTŞ tehdidinin Meclis tarafından kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini söyledi.
Yeni Yol Grubu Başkanı Bülent Kaya ise Türkiye'nin dış politikasındaki çelişkilere dikkat çekti. Kaya, Türkiye'nin İsrail, Mısır ve farklı silahlı yapılarla temas kurabildiğini ancak konu Kürtler olduğunda bunun varoluşsal bir tehdit olarak sunulduğunu söyledi.
Kaya, "Askerlerimizi diri diri yakan IŞİD'le bile konjonktür değişti denilerek normalleşme zemini aranabiliyor. Ama Kürtlerle kurulan her temas, beka sorunu olarak görülüyor. Bu sağlıklı bir devlet aklı değildir" ifadelerini kullandı.
CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da konuşmasında Kobanê'nin Kürt toplumu açısından tarihsel bir kırılma ve derin bir travma olduğunu vurguladı. İktidarın bu travmayı hâlâ anlayamadığını belirten Tanrıkulu, Türkiye'de yaşayan milyonlarca Kürdün duygusal bağının Suriye'deki gelişmelerle doğrudan ilişkili olduğunu söyledi.
"Kürtler bu Cumhuriyetin yurttaşlarıdır. Bugün Türkiye'de ve dünyada Kürtlerin kalbi Rojava'da atıyor" diyen Tanrıkulu, iktidara seslenerek, "Kürtleri bu ülkenin geleceğinden duygusal olarak koparmayın. Bu IŞİD sevdasından vazgeçin" çağrısında bulundu.
DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne dikkat çekerek, Rojava'ya yönelik saldırıların barış umutlarını zedelediğini ifade etti. Sakık, ABD'den Avrupa'ya, iktidardan muhalefete kadar geniş bir kesimin Kürt karşıtlığında birleştiğini savundu.
Sakık, Rojava'nın Türkiye için bir tehdit oluşturmadığını vurgulayarak, "Hiçbir dönemde oradan Türkiye'ye yönelik bir saldırı olmadı ve olmayacak" dedi. Buna rağmen saldırıların sürdürülmesini eleştiren Sakık, bu politikaların Kürtler arasında güçlü bir birlik duygusu yarattığını söyledi.
Konuşmasının en sert bölümünde iktidara ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye seslenen Sakık, son 15 ayda barış adına somut hiçbir adım atılmadığını savundu. "Bir toplu iğne ucu kadar ilerleme yok" diyen Sakık, Rojava'da yaşanan çatışmaların sorumluluğunu iktidara yükledi.
"Türkiye, dışarıdaki Kürt'ü vurarak, içerideki Kürt'ü oyalayarak barışı sağlayamaz" diyen Sakık, gerçek bir barış için samimi, somut ve eşitlikçi adımların atılması gerektiğini vurguladı. Sakık, tüm baskılara rağmen Kürt halkının barış talebinden vazgeçmeyeceğini belirterek, "Ağır bedeller ödedik, yaralıyız ama yaralarımızı saracağız" ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.